23.1.09

Nedenmiş?

Çocuk parkını çevreleyen banklar istilaya uğramıştı. Evlatlarını yakın takibe almak isteyen anneler ya da büyükanneler, ki aralarında büyük büyükanne olanlar bile vardı, hepsi uygun yerlere konuşlanmış ve hedefe kilitlenmişti. Hafta içinde sıradan bir gündü ve anlaşılabilir nedenlerle, minik yavrusunu parka getiren herhangi bir baba yoktu. Ancak hatırı sayılır miktarda büyükbabaya rastlanıyordu.

Dilek ile Ayla, çocuk parkının yanındaki çay bahçesine yöneldiler. Parka en yakın masalardan birine yerleşmeye çalıştılar. Normal şartlarda bu işlemin üzerinde durulması gereken bir yönü yoktu. Ancak, Dilek ile Ayla söz konusu olduklarında, anılmadan geçilemeyecek bir çabaya dönüşüyordu.

Ayla, ilk olarak masa ile sandalye arasına koyacağı mesafeyi hesapladı. Özellikle son üç ayın kazandırdığı deneyime dayanarak, uygun ölçüyü buldu ve kollarından destek alarak o müthiş karnını, aralığa yerleştirdi. Ölçü tamdı. Ayaklarını uzattı, yeniden nefes almaya başladı. Yaklaşık iki hafta sonra doğuracaktı, o da artık anne oluyordu. Heyecanlıydı, mutluydu. Ama artık canına da yetmişti yani. Olur olmaz yerlerde, içinden şöyle haykırmak geçiyordu “Yetişin! Patlıyorum!”

Bu aşamalardan tamı tamına üç buçuk yıl önce geçmiş olan Dilek’in, artık ölçü alma ya da patlama gibi bir derdi yoktu. Ancak, onun da engelleyici bir sorunu vardı ve bu minik sorunun adı Efe’ydi. Dilek, Efe’nin eline kovasını tutuşturdu, bu arada yere düşen küreğini ve tırmığını kovanın içine attı ve oğluna parkın güvenli bir köşesini işaret ederek “Hadi benim tatlım, koşmadan git ve güzel güzel oyna” dedi.

Efe, “Git” ve “Oyna” komutlarını çok iyi anlamıştı. Ancak, onun da diğer çocuklar gibi işine gelmeyeni anlamama ve hatta duymama eğilimi vardı. Koştu ve düştü. Dilek bu arada sandalyeye yönelmişti, ama Efe yere kapaklanınca yönünü değiştirdi, gidip oğlunu kaldırdı. Efe, dizine baktı, parka baktı ve gereksiz yere ağlama hakkını saklı tutarak annesine gülümsedi. Zaten önemli bir hasar görünmüyordu. Hatta berelenme, sıyrık veya kızarıklık bile yoktu.

Sonuç olarak Dilek, Ayla’nın karşısına yerleştiğinde Ayla, çocuk eğitimi hakkında edindiği bilgilerin ‘Çocuk ve Park’ başlıklı bölümünü içinden tekrar ediyordu. Dilek yerine oturduğunda, Ayla “Zor iş hayatım,” dedi. Sonra, kum havuzunu işaret ederek “Şunlara baksana, aslında hepsi de çok şekerler ama onların dillerini bilmek gerek.” Dilek “Ya, evet” dedi ve Efe’yi daha iyi görebilmek için sandalyesini kaydırdı. “Biliyor musun?” diye devam etti Ayla, “Aylardır çocuk eğitimi ve ruh sağlığı hakkında o kadar çok kitap okudum ki, artık çocuk yetiştirmeye hazırım sanırım.”

Dilek arkadaşının karnını göstererek “Her şeye hazır olabilirsin, doğurmaya, uykusuzluğa ve hatta ‘Öpme beni’ yazan önlüklere bile. Ama asla bir çocuk yetiştirmeye hazır olamazsın. İnan bana, biliyorum!” dedi. Ayla’nın gülüşü görünüşte o kadar anlayış doluydu ki, neredeyse kendisi de inanacaktı samimiyetine. Tam o anda içinden geçen şuydu: Hadi canım sen de!

Bu arada Efe, uzun zamandır aklını kurcalayan bir sorunla boğuşuyordu. Bu sorunun, kum, kova ve su ile yakın ilgisi vardı. Ancak yeterince su yoktu. Annesinden istemeye kalksa ne cevap alacağını biliyordu. Cevap “Hayır” olacaktı. Önce “Hayır canım” sonra “Hayır dedim” ve en sonunda “Hayıır!!” Ama Efe kararlıydı, bugün bu işi yapacaktı.

Kalkıp etrafına bakındı. Görünürde su yoktu ama hey! O da ne? Şurada duran, büyük merdivenli, ipli ve de zincirli kaydırak değil mi? Evet oydu ve Efe de gidip kayacaktı. Daha geçen gün annesi ona “Aman da benim oğlum, büyümüş de adam olmuş!” dememiş miydi? Artık küçük kaydırakta bebekler kaysın. Yine de bir anneme sorsam mı? diye düşündü yolun yarısındayken. Bu sefer annesi “Evet” derdi. Ne de olsa o, büyük bir adamdı.

Dilek, çayına şeker atarken, Ayla “En önemlisi hayatım, çocukta özgüven oluşturmak” diyordu. “Her şeyine karışmamak gerek, bırakacaksın kendisi yapacak. Hatalarından ders alacak ve ‘Ben yapabilirim!’ diyecek.” Dilek “Hııım” dedi ve Efe’nin olmasını umduğu yere baktı.

Efe umduğundan daha yakınındaydı. “Anne! Annee!” diyordu. “Kayabilir miyim?” Tabii bu arada zıplıyor ve hem eliyle hem başıyla parkı gösteriyordu. Dilek, tam ağzını açıp evet diyecekken durdu. Kafasının içinde bir yerlerde minik bir zil çalıyordu. “Hangi kaydırakta?” diye sordu, bir kaşını kaldırarak. Efe, ellerini başının üstünde birleştirerek “Büyük kaydırakta anne, en büyüğünde!” dedi.

Annesi “Hayır canım” dedi. Efe “Nedenmiş?” dedi. Annesi “Çünkü sen daha küçüksün.” dedi. Efe “Hani ben büyük bir adamdım?” dedi. Annesi “Hayır dedim.” dedi. Efe “Bana ne, ben büyük kaydıraktan kaymak istiyorum!” dedi ve annesi “Hayııııır!!” dedi.

Efe yerleri tekmeleyerek parka dönerken, aklında iki şey vardı: Büyük kaydırak ve su. Ayla’nın da aklında iki şey vardı: Bu kadın çocuk ruhundan anlamıyor ve ben asla böyle davranmayacağım. Dilek’in ise aklında tek bir şey vardı: Biliyorum, kayacak. Acaba ne kadar vaktim var?

Her an atılmaya hazır bir şekilde sandalyesini ayarladı... Gözünü oğluna dikti ve ayla’yı duymamaya çalıştı... Ancak Ayla, içindeki bebeğin itiraz tekmelerine aldırmayarak ve sadece zorunlu nefes alma molaları vererek, bilgi aktarımına devam ediyordu “Şekerim, hatalısın... çocuğu sıkıyorsun... böyle gidersen ilerde kendine zerre kadar güveni olmayan bir oğlun olur... Bak bu çok önemli, bırak yapa yapa öğrensin...”

Dilek Ayla’ya baktı. Tam o anda Efe yasaklı kaydırağa ulaştı ve Dilek “İyi de neyi öğrenecek?” derken, gözü oğluna kaydı. Efe kaydırağın en delik deşik bölümündeydi. Arasından Dilek’in rahatlıkla geçebileceği, yatay çubukların üzerinde iki büklüm duruyor ve sonraki hamlelerine hazırlanıyordu: Zincir ağ, sırat köprüsü ve hedef, dönen kaydırak.

Dilek can havliyle yerinden zıpladı. Ayla “Aman Dilek! Çok pimpiriklisin” dedi ve Dilek parka koştururken cevap yetiştirdi “Ya, evet ama çok şükür salak değilim.” Kaydırağın altına geldiğinde, Efe büyük atlayışına hazırdı. Aşağıda tepinen annesini görünce “Anne bak! Ben ne yapıyorum!” dedi. Dilek, avaz avaz bağırma isteğini son anda bastırarak, oğluna kollarını açıp, seslendi “Efe? Güzelim, oradan uçarak mı ineceksin, yoksa ben seni şu aralıktan indireyim mi? Hı?” Efe “Uçarak ineceeem!” dedi. Annesi “Uçamazsın çocuğum, düşer kafanı kırarsın.” dedi. Efe “Kırmam, ben uçacam!” dedi. Annesi “Hay demez olaydım!” dedi. Efe “Bana bak anne! Nasıl uçuyoruuum!” dedi. Annesi “Aman Allah’ım!” dedi ve gerçekten uçuşa geçen oğlunu ayaklarından yakaladı.

Dilek Efe’yi kolundan çeke çeke kovasının yanına götürdü, kuma oturttu, küreğini ve tırmığını bulup ellerine tutuşturdu ve “Kale yap!” dedi. “Büyük bir kale yap ve eğer canın kaymak isterse küçük kaydıraktan kay! Küçük!!”

Masaya döndüğünde, Ayla “İyi idare ettin, tabii biraz daha güler yüzlü olabilirdin ama yine de fena sayılmaz.” dedi. Sonra da “Kızmıyorsun bana değil mi?” deyip, ekledi “Aslında sen de bilirsin, çocuğa karşı sakin olmak gerek, hem sakin olacaksın, hem de kararlı. Bağırarak asla kalıcı bir disiplin sağlayamazsın.” Dilek içinden ‘Ya sabır’ çekti.

Büyük ya da küçük, hiçbir şekilde kale yapmak istemeyen Efe, artık sıranın su sorununa geldiğini düşünüyordu. Birden az ötesinde oynayan çocuğun yanındaki şişeyi fark etti. Mavi, içi dolu bir şişe! İçi su dolu kocaman bir şişe!!

Şişeyi almaya karar verdi. Şişeyi aldığında çıkacak gürültünün, kendisi düşündüğünü yaptığında çıkacak olanın yanında devede kulak kalacağını her nedense, içgüdüsel olarak biliyordu. Asla gözle takip edilemeyecek bir hızla, yerinden kalkıp şişeyi kaptı ve onu olduğu gibi, yarısı kumla dolu olan kovasına döktü. İşte artık o an gelmişti! Ne zamandır düşündüğü şeyi yapacaktı. Kovayı kaldırdı ve başından aşağıya boşalttı.

Dilek oğlunun bu eylemini başından sonuna kadar izledi. Ancak neden sonra çocuğun ne yaptığını anladı.

Ayla derhal, belleğindeki, bu olayla uzak yakın bağlantısı olan bütün çocuk eğitimi ve ruh sağlığı bilgilerini taradı. Efe, marifetini göstermek için annesinin yanına geldi.

Dilek, Efe’nin başındaki kum tepesine ve saçlarından süzülen suya bakıp “Neden?” dedi. Başka bir şey diyemedi. Ayla “Eee.. Şey.. Dilek, bu yaş çocuklarına asla neden diye soru sorulmaz.” dedi.

Dilek, Ayla’yı öldürmeyi düşündü ve oğluna yine “Neden?” dedi. Efe “Canım öyle istedi.” dedi. Dilek ayağa kalkmak için tüm gücünü seferber etti ve “Yürü! Eve gidiyoruz!” dedi. Efe “Nedenmiş?” dedi. Ayla “Hayatım, sakın çocuğa fena bir şey yapma!.” dedi. Dilek “İnşallah beşiz doğurursun!!” dedi. Efe “Büyük kaydıraktan kayabilir miyim??” dedi.

Dilek, oğlunu belinden yakalayıp, koltuğunun altına sıkıştırdı ve pılısını pırtısını toplayıp, evine yollandı..

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin