23.1.09

Bu balığın canı sıkkın


Evde bir akvaryum, akvaryumun içinde bir piramit ve piramidin içinde de bir balık var. Balık eve gelip akvaryuma konduğu günden beri o piramidin içinde yaşıyor. Yüzmüyor, yemiyor, sadece piramide girmek isteyen başka bir balık olursa kovalamak için harekete geçiyor. Diğer balıklar günlük yemlerini havada kaparken bu hayvan burnunun dibine bırakılan yemlere bile yüz vermiyor. Derin bir depresyonda olduğunu tahmin ediyorum.

Piramidi kaldırmak, ters çevirmek, yerini değiştirip güya yıkıntıyla oluşmuş girişini kapatmak işe yaramıyor. Denedik evet, balık bu sefer de gitti çok süslü bir bitkinin bir yerlerine kafasını soktu. Kuyruk açıkta kaldı tabii, ve diğer balıklar o kuyruğa sataşmaya başladı. Ama bu sefer depresif balıkta hareket bile yok! Böyle bir kabullenişi kabullenmek mümkün değildi, yine piramide havale edildi haliyle. Şimdi küçük deliğinden bana bakıyor ve zerre üzgün olduğunu sanmıyorum. Piramidin laneti bu mu acaba?

Balıkların haleti ruhiyesi hakkında hiçbir fikrim yok, belki bir köpek balığı için şudur budur diye ahkâm kesebilirim ama hayal gibi süzülen süs balıkları için “izleyin sizi sakinleştirir” faslından başka tek söz edemem. Ancak bu balık sayesinde, “izleyin sinirleriniz bozulsun!” diyebilirim rahatlıkla, tabii izlemek için ciddi bir çaba harcamayı göze alıyorsanız. Zaten işin sinir bozan yanı da bu! “Unut gitsin, boş ver!” demek işe yaramıyor. Öldü mü, kaldı mı, ne halt ediyor diye dertlenmemek mümkün değil. Beni de depresyona sokacak bu hayvan!

Bir balık için yazabileceğimi tahmin etmezdim. Bir balık olup yazabilirdim sanırım, o ayrı, ama canı sıkılan bir balık için “bak ben seni düşünüyorum, neyin var, ne oldu sana böyle?” diye hal hatır soran kelamlar edeceğim aklıma gelmezdi. Balığa sorana kadar gidip balığı aldığımız yerdeki balık bilir insanlara da sorabilirim elbette, zaten olacağı da budur sonunda, ama hani belki o sıkkın ruhu hisseder şu yazdıklarımı da, kendine gelir biraz diye kendimi kandırıyorum.

Yani birileri çıkıp benim hakkımda yazılar yazsa, beni düşündüğünü, bir şekilde ulaşmak istediğini belli etse ve bunu da kendimi bir yıkıntının içine gizlemişken, yemeden içmeden kesilmişken yapsa, en berbat kaçışlarımdan birini yaşıyor olsam bile o sözlere yakalanmaya çalışırım. Tamam ben balık değilim, balık da ben değil ancak bu balık depresyona girmeyi başarmış bir balıktır, az da olsa şansım vardır. Karşısına geçip yazıyı yüzüne okumadığım sürece sorun yoktur, denemeye değer.

Dolayısıyla,

“Bakma bana öyle balık! Hadi kendine gel, balık olduğunu hatırla ne olur, yüz! Yüzmeyen balık olur mu hiç? Akvaryumdayım diye dertlenme, çok güzel bir akvaryum seninkisi, teselli olur mu bilmem ama hangimiz bir akvaryumda değiliz ki? İş midir yani senin bu yaptığın? Hem ne oldu senin o müthiş(!) hafızana? Unut gitsin be güzelim!” dememin sakıncası yoktur. En kötü ihtimalle balık umursamaz, sen kendine bak der, ben de dönüp kendime bakarım, lanetli piramidimi görürüm, muhtemelen ben de umursamam, ama balığa hak veririm, balık bana güler vs. vs.

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin